DOLAR

48,5823

0,15%
EURO

56,4433

-0,04%
ALTIN(gr)

6.748,52

0,19%
BİST 100

14393.85

0,19%

Çelik: Terörsüz Türkiye ve Terörsüz bölge sürecini yakından takipteyiz

ABONE OL
10/09/2026 23:17
0

BEĞENDİM

ABONE OL

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, parti genel merkezinde Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısına ilişkin açıklamalarda bulundu.

Toplantıdaki partiye katılımlara ilişkin Çelik, “Bugün partimize katılan İzmir Foça Belediye Başkanı Saniye Fıçı, Kayseri Akkışla Belediye Başkanı Mustafa Dursun, Kayseri Felahiye Belediye Başkanı Şeref Güleser, Muş Merkez Sungu Belde Belediye Başkanı Burhan Sayılgan’a AK Parti ailemize hoş geldiniz diyoruz.” diye konuştu.

Çelik, AK Parti’ye gerek meclis, gerek belediyeler boyutunda yoğun bir şekilde katılım talebi olduğunu, bu taleplerin partinin ilkeleri, prensipleri ve gelenekleri çerçevesinde değerlendirildikten sonra gerekli kararın alındığını ifade etti.

Üst üste ikinci kez Avrupa şampiyonu olan A Milli Kadın Voleybol Takımı’nı tebrik eden Çelik, Filenin Sultanları’nın Türkiye’yi birleştiren ve gururlandıran başarılara imza attığını, bundan sonra da çok daha büyük bir başarıya imza atacaklarından kuşkularının olmadığını dile getirdi.

“Silahsızlandırma kapsamında ilgili kurumlarımız çalışmalarını sürdürüyorlar”

Çelik, Terörsüz Türkiye süreci ve terörsüz bölge sürecini yakın bir şekilde takip ettiklerini vurgulayarak, TBMM’de yüksek bir oyla kabul edilen yasanın ardından Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığındaki kurulun ilk toplantısını yaptığını, alt komisyonlarını belirlediğini ve bundan sonra da kurulun düzenli bir şekilde silahsızlanma, örgütün feshi ve tasfiyesi sürecini takip edeceğini hatırlattı.

Fesih ve tasfiye süreci tamamlandıktan sonra yasadan faydalanmanın mümkün olacağının altını çizen Çelik, şöyle devam etti:

“Silahsızlandırma kapsamında ilgili kurumlarımız çalışmalarını sürdürüyorlar. Bu çerçevede Iraklı muhataplarıyla yoğun bir mesai içerisindeler. Terörsüz Türkiye süreci ve terörsüz bölge süreci iç içe olduğu, aslında tek bir tanımı ifade ettiği için komşu ülkelerle, terör örgütünün bulunduğu ülkelerdeki yöneticilerle, hükümetlerle, yoğun bir şekilde muhataplarımızla bu çalışmaları sürdürüyoruz.”

Çelik, bu başlık altındaki en önemli konulardan birinin Suriye’deki durum olduğuna dikkati çekerek, Suriye’deki durumun ülkenin Esed rejiminin karanlığından çıkmasından sonra daha da kritik bir hal aldığını kaydetti.

“Entegrasyon sürecini yakinen takip etmeye devam ediyoruz”

Ömer Çelik, şöyle konuştu:

“Yukarıda SDG’nin oluşturduğu yapı, güneyde ayrılıkçı bir Dürzi yapılanması, çeşitli şekillerde ortaya çıkan etnik ya da dini provokasyonlar süreci daha önemli hale getirmişti. Biz her zaman şunu söyledik, örgütün feshi açısından, Irak için ayrı bir model söz konusu olabilir, İran için ayrı, Avrupa için ayrı ve Suriye için ayrı olabilir diye. Burada gelinen noktada SDG’nin feshedilmesi gerektiğini ve silahlı unsurlarının terörist unsurlardan ve Suriyeli olmayan unsurlardan arındırılaraktan Suriye’ye entegre olması gerektiğini ifade etmiştik. Şu anda SDG feshedildi. Oradaki entegrasyon sürecini yakinen takip etmeye devam ediyoruz. Çünkü bu fesih süreçlerinin teoride ve retorikte kalmamasının, sahada gerçekleşmesinin bölgedeki herkes için, bütün etnik, dini gruplar için son derece iyi bir geleceği inşa edeceğine inanıyoruz.

Türkmen, Kürt, Arap, Sünni, Şii, Alevi, Nusayri, Dürzi, Ezidi, hangi etnik ya da dini gruptan olursa olsun hepsinin geleceği için son derece kıymetli süreçlerdir. Bu sebeple etnik ya da dini gruplar adına ayrılıkçılık peşinde koşanların, bulundukları ülkeleri istikrarsızlaştırmaya çalışanların, örgütlerinin adı, savunduğu ideoloji, ifade ettiği hedefler ya da dayandıklarını iddia ettikleri sosyoloji ne olursa olsun, ki böyle bir sosyoloji genelde olmuyor, bunun siyonizmin ve emperyalizmin bölgedeki çıkarlarına hizmet ettiğini gördük. Bundan sonrasında da bölgeye daha çok kan vadedenlere karşı terörsüz bölge sürecinin ne kadar kıymetli olduğunu, bu bölgeye daha çok kan vadedenlerin planlarının bozulması bakımından ne kadar stratejik olduğunun görüldüğünü değerlendiriyoruz.”

“Kapsayıcı, kuşatıcı bir dil kullanmak önemlidir”

Kahraman şehitlerin ve gazilerin büyük fedakarlıklarıyla, terör vasıtasıyla Türkiye’ye verilmek istenen zararların her zaman engellendiğinin altını çizen Çelik, Türkiye’nin birliğini, bütünlüğünü, kardeşliğini ve ortak gelecek, kaderdaşlık, duygudaşlık dünyasını her zaman koruduğunu dile getirdi.

Bunun korunmasının bundan sonrasında çok daha kıymetli olduğunu, herkesin makul bir dil kullanması gerektiğini belirten Çelik, şunları söyledi:

“Eğer kullandığınız dil meşruiyet çerçevesinde hareket ederken, meşru odakları muhatap alırken daha çok köprü kuruyorsa, kendini mağdur hisseden, dışlanmış hisseden, ötekileştirmiş hisseden insanlarla arada daha çok köprü inşa ediyorsa, doğru bir dildir ve bugünün dünyasının ihtiyaç duyduğu dildir. Ama çok doğru şeyler söyleseniz bile, araya duvar örüyorsanız, bu kesinlikle doğru sonuçlar doğurmayan bir dildir. Bir de tabii doğru şeyler söylemeyip, etnik aşırılık, mezhepçi aşırılık, dini istismar eden aşırılık üzerinden çeşitli duvarlar inşa edilmeye çalışıldığı zaman aslında bunun hiçbir etnik ya da dini gruba faydasının olmadığını, birtakım siyonist ve emperyalist hesapların muhasebe kaydı olarak ortaya çıktığını şimdiye kadar defalarca gördük. Onun için her bakımdan sağduyulu bir dil kullanmak önemlidir. Kapsayıcı, kuşatıcı bir dil kullanmak önemlidir.”

Çelik, bunun yanı sıra kapsayıcı ve kuşatıcı siyasetlerin ortaya konulması ve söylemlerin somut bir gerçekliği ifade etmesi gerektiğini belirterek, marjinal ajandalar yerine daha büyük ufuklara bakabilmek, daha kapsayıcı bir gelecek ufku üzerine konuşabilmenin önemli olduğunu kaydetti.

“Rusya-Ukrayna savaşı uzun soluklu bir yıpratma mücadelesine dönmüştür”

Rusya-Ukrayna savaşını yakından takip ettiklerini söyleyen Çelik, “Bir sürü masa kurulumu girişiminden sonra gelinen noktada Rusya-Ukrayna savaşı uzun soluklu bir yıpratma mücadelesine dönmüştür. Savaşın daha geniş bir bölgeye yayılma ihtimali, NATO-Avrupa Birliği çerçevesinde ortaya çıkan tartışmalar, daha ileri düzeyde silahların kullanılmasından bahsedilmesi, tabii ki Karadeniz’deki durum son derece sakıncalı bir hale gelmiştir.” diye konuştu.

Karadeniz’deki sivil Türk gemilerinin hedef alınmasının reddedilmesi gereken bir durum olduğunu ifade eden Çelik, “Şimdiye kadar Rusya kaynaklı 8, Ukrayna kaynaklı 35 Türk işletmeli gemi hedef alındı. Bu konudaki uyarılarımızı sürdürüyoruz. Bu konudaki hassasiyetlerimizi ve takibimizi en üst düzeyde devam ettiriyoruz. Ama kısır döngünün bir an evvel sona ermesi, İstanbul’da bir masa kurularak muhakkak surette artık bir sonuca varılması gerekmektedir.” ifadelerini kullandı.

“Hürmüz Boğazı’ndaki gergin durumun dünyanın her tarafına sonuçları olacaktır”

ABD ve İsrail’in İran’a saldırısından sonra herhangi bir barış zemininin kurulamadığını ifade eden Çelik, şöyle devam etti:

“İran’a dönük ekonomik yaptırımın uygulanması, İran’daki rejimin İsrail’in ajandası çerçevesinde hedef alınmasının aslında hiçbir sonuç getirmeyeceği ortadadır. Daha uzun süreli bir savaş dünyanın her tarafını etkileyecek. Hürmüz Boğazı’nın kapalı olmasının ya da Hürmüz Boğazı’ndaki çatışmalı ve gergin durumun dünyanın her tarafına daha yoğun bir şekilde sıçrayan sonuçları olacaktır. Bunun yolu savaşı yoğunlaştırmak, İsrail’in ajandası doğrultusunda İran’a daha çok saldırmak değil, tam tersine bir an evvel barışın sağlanacağı bir ortamın tesis edilmesine çalışmaktır. Sayın Cumhurbaşkanımız savaşın başladığı andan itibaren çatışmanın daha derinleşmemesi ve sivil kayıpların durdurulması için büyük bir inisiyatif ortaya koydu. İslamabad Mutabakat Zaptı’nın ortaya çıkmasında da Sayın Cumhurbaşkanımızın iradesinin çok büyük katkıları oldu. Provokasyonlardan kaçınma ve yeniden müzakere masasına dönülmesi konusunda da Sayın Cumhurbaşkanımız diplomasi trafiğini devam ettiriyor.”

Bugün Lübnan, Suriye, İran ve diğer alanlarda ortaya çıkan tablonun Netanyahu hükümetinin saldırganlığı ve soykırımcı politikalarının neticesi olduğunu dile getiren Çelik, “En son biliyorsunuz yeni yerleşim yerleri ilan etmişlerdi. Fakat ilan ettikleri yeni yerleşim yerleri çok stratejik yerler. İki devletli çözümü tamamen imkansız kılacak şekilde yeni yerleşim yerleri ortaya koyuyorlar, bunun ihalesini yapmaya hazırlanıyorlar. Tabii buna İngiltere ve Avrupa Birliği’nin çok güçlü bir şekilde karşı çıkması ve belki de ilk defa İsrail’in bu eylemlerinin onlar tarafından etnik temizlik olarak adlandırılması artık vahşetin hangi boyutlara geldiğini göstermektedir.” açıklamasını yaptı.

“Yerleşimci değil hırsız”

Sorunun sadece Türkiye-İsrail arasındaki gerilim olmadığını vurgulayan Çelik, “Sorun İsrail ve Netanyahu hükümetinin bölgenin tamamıyla yaşadığı çatışmacı, gerilimci ve soykırımcı politikalardır. Sorun İsrail’in uluslararası hukukun bütün normlarına, kurala dayalı düzenin bütün temellerine ve İnsanlık İttifakı’nın bütün değerlerine yaptığı saldırıdır. Sürekli olarak ‘yerleşimci’ ya da ‘yerleşim yerleri’ diye birtakım ifadeler kullanılıyor. Daha önce de ifade ettim bunu, bunlara yerleşimci denilmesi bunu masumlaştıran bir şey. Yerleşimci değil o kişi, o bir hırsız. Filistinli ailenin toprağını çalan, Filistin’in öz vatanındaki toprağını çalan kişi. Yerleşim demek işgal, hırsızlık, utanmaz bir ikiyüzlülük demek. Yani bu dilin muhakkak surette değişmesi lazım. Yerleşimci diye bir şey yok, hırsız, işgalci diye bir şey var.” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler kürsüsünden 1948’den bu tarafa İsrail’in işgal haritasını göstererek sorduğu “İsrail’in sınırları neresidir?” sorusunu hatırlatan Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bugün İsrail’in sınırlarının neresi olduğunu bilen yok. Çünkü İsrail bu belirsizlik üzerinden işgal politikasını, yerleşimci adı altında da hırsızlık politikasını sürdürmeye devam ediyor. Dolayısıyla uluslararası hukuk açısından baktığınızda İsrail’in kendi sınırlarını belli etmemesi bile aslında işte bahsettiği ‘Arz-ı Mevud’, ‘Davut Koridoru’nu kuracağız’ gibi birtakım ifadelerle çok geniş bir işgal politikasını sürdürmeye çalıştığını gösteriyor. Dolayısıyla bugün uluslararası toplum, İnsanlık İttifakı sadece Gazze’yi, Batı Şeria’yı, Doğu Kudüs’ü değil, esasında bütün insanlığı tehdit eden bir şebekeyle karşı karşıyadır. Bu bir ülkenin, iki ülkenin meselesi ya da sadece bölge ülkelerinin meselesi değil, İnsanlık İttifakı dediğimiz bu değer kümesini savunan bütün insanların meselesi olarak ele alınmalıdır.”

Netanyahu ve şebekesinin İsrail’deki seçim yaklaştıkça daha saldırgan olacağı ve daha büyük cinayetlere imza atmaya hazırlanacağı noktasında uluslararası kamuoyuna çağrıda bulunduklarını belirten Çelik, “Bugün ya toplu bir şekilde somut eylemlerle buna karşılık verilecek, bunun durması için bir inisiyatif ortaya koyulacak ya da bu kademe kademe herkesi içine çeken vahşet sarmalı büyüyerek yoluna devam edecek. Nitekim Gazze’ye yaptığını Batı Şeria’ya da Doğu Kudüs’e de yapmak istiyor. Fiilen 1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devletini imkansız hale getirmek istiyor. Ama daha da kötüsü Lübnan’dan Suriye’ye kadar bu vahşetin boyutlarını devam ettirmesidir.” değerlendirmesinde bulundu.

Mekke Ortak Savunma Anlaşması

Mekke Anlaşması’nın içinde olunan güvenlik örgütlerine zıt ya da alternatif güvenlik anlaşması olmadığını, tam tersi içinde bulunulan güvenlik örgütlerini tamamlayan bir yaklaşımda olduğunu vurgulayan Çelik, şunları kaydetti:

“Şu anda Suudi Arabistan ve Pakistan’la ilk toplantısı da yapılan Mekke Anlaşması, aslında bölgedeki devletlerin, komşularımızın, kardeşlerimizin kendi iradeleriyle barışın korunmasına dönük bir inisiyatifin nasıl oluşturulacağına dair bir mikro model olarak ortaya çıkıyor. Tabii ki bundan sonra yeni katılımlar olacaktır ama henüz her şey çok yeni. İttifak, bölgedeki tabii ki bütün devletlere açık ama prensiplerinin, giriş kurallarının oturması biraz daha zaman alacaktır. Olgunlaştıkça bölge barışına ve küresel barışa katkıda bulunacak, bölgedeki istikrara katkıda bulunacak bir yapı olarak yoluna devam edecektir.”

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) tarafından uygulanan Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2025 sonuçlarına değinen Çelik, “Türkiye’deki öğrenci performansı her üç alanda birden gelişim gösteren az sayıdaki örnek gösterilen performanslardan bir tanesi. Matematik, okuma, fen alanlarında ortalama sonuçların 2022 ile 2025 arasında artması son derece önemli. Dünyanın çeşitli yerlerindeki geriye gidişle mukayese edildiğinde bu başarılar çok daha kıymetli.” diye konuştu.

Çelik, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde eğitim alanında yapılan yatırımların bu şekilde sonuçlarını vermeye devam ettiğini söyledi.

Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) üniversitelerden “Terörsüz Türkiye” hedefi doğrultusunda bilimsel ve akademik çalışmalar yürütmelerini istemesine ilişkin Çelik, bunun son derece kıymetli bir yaklaşım olduğunu ifade etti.

İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Şeyh (Hermon) Dağı’ndan yaptığı açıklamalar

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun işgal altında tuttukları Suriye topraklarına giderek Şeyh (Hermon) Dağı’ndan yaptığı açıklamalara ilişkin bir soru üzerine Çelik, “Orada geçici olarak bulunduklarını söylüyorlardı. Fakat sonra kalıcı bir şekilde oraya yerleştiler. Dolayısıyla orası üzerinden de çok geniş bir alanda istihbarat, gözetleme faaliyetleri yaptığını tespit ediyoruz.” dedi.

“Devletlerin egemenliğine, ülkelerin toprak bütünlüğüne saygı ilkesi ortadan kalktığı zaman dünya vahşi bir ormana döner.” diyen Çelik şunları kaydetti:

“Bugün devletlerin egemenliğine en büyük saygısızlığı Netanyahu ve şebekesi yapmaktadır. Devletlerin toprak bütünlüğüne saygı ilkesini en çok zedeleyen Netanyahu ve şebekesidir. Dolayısıyla sadece Hermon Dağı bölgesine, sadece Suriye topraklarına dönük olarak yapılan bir saygısızlık ve yanlış eylem olarak görmemek lazım. Devletlerin egemenlik ilkesine ve devletlerin toprak bütünlüğü ilkesine saygı duyan herkesin ve tüm kurumların reddetmesi gereken bir yaklaşımdır. Görüldüğü gibi provokasyonlarını artırma konusunda özellikle seçime doğru giderken Netanyahu’nun daha ciddi sıkıntılarla dünyayı ve bölgeyi baş başa bırakacağı görülmektedir.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mansur Yavaş’ı kabulü

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ı kabulüne ilişkin değerlendirmesi sorulan Çelik, “Gayet doğal bir görüşme. Sayın Cumhurbaşkanımızdan pek çok belediye başkanı randevu talep etmektedir. Sayın Cumhurbaşkanımız da kendi programlarının uygunluğuna bağlı olarak kendi takdirleriyle çeşitli zamanlarda bu randevuları vermektedir.” diye konuştu.

Geçmişte de bu kabullerin olduğunu hatırlatan Çelik, “Bildiğim kadarıyla Ahlat dönüşü Sayın Yavaş, Sayın Cumhurbaşkanımızdan randevu talep ediyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın takdiriyle de bu gerçekleşti.” dedi.

“Bir teşekkür ziyareti olduğu ifade ediliyor”

Görüşmenin içeriğine ilişkin Çelik şunları kaydetti:

“Sayın Yavaş’ın yaptığı açıklamada da var. Ankara’nın sorunlarını, önümüzdeki dönemdeki yatırımları ifade etmişler. Sayın Cumhurbaşkanımız, belediye başkanlığından da geldiği için şehirleri daha ileriye götürecek projeler, şehirlerin altyapı sorunlarının çözülmesi, şehir hayatının standartlarının yükseltilmesine dönük birtakım projelerin hayata geçmesi konusunda her zaman çok hassastır. Burada da parti ayrımı gözetmeksizin çeşitli partilere mensup belediye başkanlarına zaman zaman bu randevuları verirler. Ankara başkentimiz. Ankara’nın önümüzdeki dönemdeki yatırımlarının, yatırım beklentilerinin, projelerinin Sayın Cumhurbaşkanımıza sunulmasından daha doğal bir şey yoktur. Yine Sayın Yavaş’ın açıklamasında da var. NATO zirvesiyle Ankara’nın bütün dünyada var olan marka değeri daha çok yükseldi, daha çok duyuldu. Bununla da ilgili bir teşekkür ziyareti olduğu ifade ediliyor. Sayın Cumhurbaşkanımız devletimizin başıdır. Dolayısıyla devletimizin başı olarak kendisinden randevu talep eden farklı siyasi partilerden milletvekillerine de belediye başkanlarına da çeşitli zamanlarda vakit ayırmaktadır. Dolayısıyla Ankara’nın ihtiyaçları doğrultusunda yapılmış son derece doğal bir görüşmedir.”

Muhalefetten bu görüşmeye ilişkin gelen yorumlara ilişkin ise Çelik, “Muhalefetin hayatında siyaset, siyasetin standartlarının yükseltilmesi, iyi bir belediyecilik yapılması ile ilgili herhangi bir gündem olmadığı için her olaydan büyük spekülasyonlar çıkarma konusunda son derece iştahlı bir muhalefet anlayışı var. Onları kendi spekülasyonlarıyla, kendi tartışmalarıyla baş başa bırakıyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.

Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in açıklamaları

Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in Meis Adası’nı ziyaret edeceği yönündeki haberlerin sorulması üzerine Çelik, “Daha büyük bir yerden bakmak lazım.” dedi.

Dünyada hemen bir çırpıda sayacak olsa 10 tane ağır kriz, çatışma alanı sayabileceğini ve bunların 3-4 tanesinin sadece bulunduğu bölgeyi değil, bütün dünyayı yıllar boyunca sarsacak potansiyele sahip olduğunu belirten Çelik, “Daha çok gerilim, daha çok kriz üretmek bir siyasi yetenek değil. Yani herhangi bir siyasetçi daha çok kriz üretecek, daha çok gerilim üretecek bir yaklaşım içerisine giriyorsa çok yetenekli, çok doğru bir iş yapmıyordur.” ifadelerine yer verdi.

Başından beri, “Yunanistan’la bütün sorunları masada çözebiliriz ve bunlarla ilgili olarak Türk diplomasisinin kabiliyetleri çok yüksektir. Burada biz komşuyuz, başkaları gider, biz kalırız” dediklerini hatırlatan Çelik, bunu da bir eksiklik olarak değil, hem masada hem sahada son derece güçlü bir ülke olarak söylediklerinin altını çizdi.

AK Parti Sözcüsü Çelik, “Yunanistan’ın birtakım işlevsiz ittifaklara girerek ya da kendi ülkesinin birtakım süreçlerini İsrail’e teslim ederek Türkiye’yi kuşatabileceğini zannetmesi son derece boş bir yaklaşım, altı boş bir yaklaşım. Bunun Yunanistan’a da büyük bir zararı olur. Yani bugün Netanyahu gibi bir Nazi ile yan yana gelmeyi kabullenen siyasetçinin herhangi bir şekilde dünyanın gidişatını okuma konusunda büyük yetersizlikleri olduğu görülür.” görüşünü paylaştı.

Bunun bir meşruiyet meselesi olduğunu vurgulayan Çelik, şunları kaydetti:

“Meşru siyasete, meşru dünyaya inanan hiç kimsenin bunlarla yan yana gelmek gibi bir yaklaşımı olmaz. Bugün Netanyahu’yla ve İsrail’in bu saldırganlığıyla yan yana gelme konusunda Yunanistan Başbakanının özel bir iştahı, çabası olduğu görülüyor. Kuşkusuz bu Yunan halkı için de iyi bir şey değil. Bizim açımızdan baktığımızda bunlar reddedilmesi gereken ama herhangi bir şekilde bizim için bir tehdit teşkil eden unsurlar değil. Türkiye’nin masadaki ve sahadaki gücü tüm bu kumpasları, sözde ittifakları bir zarar verme potansiyeli varsa engelleyebilecek durumdadır.”

Siyasi akılla, sağduyuyla hareket edilmesi gerektiğini ifade eden Çelik, “Herkes gider bu bölgede biz ve Yunanistan kalırız yine sonunda. Yunanistan’ı birtakım böyle büyük güçlerin başka hesaplarının maceralarının arkasına sürüklemek bir Yunan siyasetçisinin yapmaması gereken bir iştir. Sonuçta bu sorunlar Türkiye ile Yunanistan arasında masada çözülmelidir.” diye konuştu.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP