DOLAR

48,3810

0,22%
EURO

56,1223

-0,25%
ALTIN(gr)

6.898,04

-0,74%
BİST 100

14012.42

-0,74%
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye ekonomisinin önümüzdeki üç yıllık dönemine yön verecek 2027–2029 Orta Vadeli Programı’nı (OVP) kamuoyuyla paylaştı.

“Program, bütçe sürecinin temel çerçevesini oluşturmaktadır”

Cevdet Yılmaz konuşmasına şu sözlerle başladı:

“Sunumumda öncelikle dünya ekonomisindeki mevcut görünüme değinecek, ardından uygulamakta olduğumuz program kapsamında bugüne kadar kaydettiğimiz mesafe ve sonrasında 2027–2029 dönemine ilişkin makroekonomik hedeflerimizi sizlerle paylaşacağız. Bu hedeflere nasıl ulaşacağımıza dair öncelikli reform alanlarımızı, planlanan politika ve tedbirlerimizi ortaya koyacağız.

Önümüzdeki üç yıla ilişkin temel politika belgemiz olan Orta Vadeli Program, Kalkınma Planımız doğrultusunda hazırlanan ve her yıl güncellenen üç yıllık bir politika çerçevesi sunmaktadır. Program, makroekonomik hedef ve tahminlerimizi, gelir ve gider ile borçlanma görünümünü, kamu idarelerinin ödenek teklif tavanlarını ve reform gündemimizi ortaya koymakta; aynı zamanda bütçe sürecinin temel çerçevesini oluşturmaktadır.

Önümüzdeki üç yıla ilişkin temel politika belgemiz olan Orta Vadeli Program, Kalkınma Planımız doğrultusunda hazırlanan ve her yıl güncellenen üç yıllık bir politika çerçevesi sunmaktadır.
Program, makroekonomik hedef ve tahminlerimizi, gelir ve gider ile borçlanma görünümünü, kamu idarelerinin ödenek teklif tavanlarını ve reform gündemimizi ortaya koymakta; aynı zamanda bütçe sürecinin temel çerçevesini oluşturmaktadır.”

“Bölgemizden yaşanan gelişmeler birçok alanda hissediliyor”

Dünya ekonomisinin son dönemde ekonomik, teknolojik ve jeopolitik gelişmelerin iç içe geçtiği, öngörülebilirliğin azaldığı ve risklerin tarihî yüksek seviyelere çıktığı yeni bir süreçten geçtiğini belirten Yılmaz şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye ekonomisi de elbette dünyadan ve bölgemizde yaşanan bu gelişmelerden bağımsız değildir. Özellikle bölgemizde yaşanan savaşın doğrudan ve dolaylı etkileri; enerji ve emtia fiyatlarından küresel ticarete, enflasyon görünümünden büyüme beklentilerine kadar birçok alanda hissedilmektedir. Bunun yanında geleneksel tarife artışlarının yanında yeni nesil korumacılık eğilimleri ve ticaret politikalarındaki belirsizlikler de küresel görünümü etkilemektedir.”

Fotoğraf: AA[Fotoğraf: AA]

“Türkiye ekonomisi üretmeye, büyümeye ve istihdam oluşturmaya devam etmektedir”

Cevdet Yılmaz, programın makroekonomik çerçevesi geçtiğimiz yıl esas alınan varsayımlar bu yılın başında bölgedeki savaş başta olmak üzere içerisinde meydana gelen hadiseler doğrultusunda güncellendiğini söyledi:

“Geçtiğimiz OVP’deki varsayımların başında gelen küresel büyüme tahmini yüzde 3,1’den yüzde 3’e geriledi. Ticaret ortaklarımızın büyüme tahmini yüzde 2,4’ten yüzde 1,6’ya, Avro Bölgesi büyümesi yüzde 1,2’den yüzde 0,9’a gerilerken bölgemizde yaşanan savaşın etkisinin en belirgin görüldüğü Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) ülkelerinde ise yüzde 3,4 olarak öngörülen büyüme, yüzde eksi 0,5’e kadar geriledi.

Geçtiğimiz yıl OVP’yi hazırlarken uluslararası kuruluşların tahminleriyle uyumlu olarak 2026 yılı için 64,3 dolar olarak varsaydığımız Brent petrol fiyatı ortalamada 89,3 dolara yükseldi. Enerji dışı emtia fiyatlarında yüzde 5,7 oranında düşüş beklerken bugün yüzde 18,6 oranında bir artış öngörülmektedir. Küresel enflasyon tahmini ise bu gelişmelere bağlı olarak yüzde 3,6’dan yüzde 4,7’ye yükselmiş durumdadır.

Özellikle savaşla birlikte enerji ve emtia fiyatlarında ortaya çıkan arz yönlü baskılar ve başlıca ticaret ortaklarımızdaki zayıflama, doğal olarak 2026 yılı tahminlerimize de yansımıştır. 2026 yılı büyüme tahminimizi yüzde 3,3 olarak güncelledik. Sanayi büyümesi tahminimiz yüzde 2,3’e gerilerken yıl sonu enflasyon tahminimiz yüzde 28,4’e yükseldi. Enerji fiyatlarındaki yükselişin dış dengemiz üzerinde doğrudan etkisiyle enerji ithalatı tahminimiz 63 milyar dolardan 71 milyar dolara yükselirken dış ticaret açığı tahminimiz 96 milyar dolardan 105 milyar dolara çıkmıştır. Buna bağlı olarak cari işlemler açığının millî gelire oranına ilişkin tahminimizi de yüzde 2,6’ya güncelledik. Turizm gelirleri tahminimiz ise yine savaşın etkisiyle 68 milyar dolardan 65 milyar dolara revize edilmiştir. Bu güncellemeler Programımızın yönünde veya ana çerçevesinde bir değişiklik anlamına gelmemektedir. Nitekim geçtiğimiz yıl öngörülmeyen ölçekte ortaya çıkan savaş ve beraberinde getirdiği enerji ve emtia şoku, dış talepteki zayıflamayla birlikte tüm ekonomiler üzerinde ilave bir yük oluşturmuştur. Buna rağmen Türkiye ekonomisi üretmeye, büyümeye ve istihdam oluşturmaya devam etmektedir.”

 

“2027 yılına ilişkin beklentiler küresel görünümde yeniden bir toparlanmaya işaret etmektedir”

2026 yılının hem küresel büyüme hem de dünya ticaretinin belirgin biçimde ivme kaybettiği bir yıl olduğunu belirten Yılmaz, “2027 yılına ilişkin beklentiler küresel görünümde yeniden bir toparlanmaya işaret etmektedir. Küresel büyümenin yüzde 3,4’e, küresel ticaret hacmindeki artışın ise yüzde 4,3’e yükselmesi beklenmektedir. Özellikle küresel ticarette beklenen bu canlanmanın, dış talep koşullarının iyileşmesine ve ihracatçı ülkeler açısından daha destekleyici bir ortamın oluşmasına katkı sağlamasını bekliyoruz” dedi.

‘İhracat küresel şoklara karşı güçlendirilecek’

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, ihracat konusuyla ilgili şunları aktardı:

“İhracatımızın yaklaşık yüzde 96’sını oluşturan başlıca ticaret ortaklarımızın ağırlıklı büyümesinin, 2025 yılındaki yüzde 2,4 seviyesinden 2026 yılında yüzde 1,6’ya gerilemesini bekliyoruz. 2027 yılında ise dış talep koşullarının yeniden iyileşmesiyle bu oranın yüzde 2,8’e yükselmesini öngörüyoruz.
Bu zayıflama, ihracatımızın yaklaşık yüzde 43’ünü gerçekleştirdiğimiz Avrupa Birliği ile yüzde 22’sini gerçekleştirdiğimiz MENA bölgesinde özellikle dikkat çekicidir. En büyük ihracat pazarımız olan Avrupa Birliği’nde 2025 yılında yüzde 1,6 olarak gerçekleşen büyümenin 2026 yılında yüzde 1,2’ye gerilemesi, 2027 yılında ise sınırlı bir toparlanmayla yüzde 1,4 seviyesine yükselmesi beklenmektedir.

MENA Bölgesinde ise savaşın ve jeopolitik gerilimlerin ekonomik faaliyet üzerindeki etkisi çok daha belirgindir. 2025 yılında yüzde 3,3 büyüyen bölge ekonomisinin, 2026 yılında yüzde 0,5 oranında daralacağı tahmin edilmektedir. 2027 yılında beklenen yüzde 7,3’lük güçlü büyümede ise 2026 yılındaki bu sert daralmanın oluşturacağı baz etkisinin önemli rol oynayacağını değerlendiriyoruz.

Dolayısıyla, AB ve MENA bölgelerinin toplam ihracatımızın yaklaşık üçte ikisini oluşturduğu dikkate alındığında 2026 yılında ihracatçılarımızın oldukça zorlu bir dış talep ortamına rağmen başarılı bir performans sergiledikleri görülmektedir. Yıllar içerisinde ihracat pazarlarını çeşitlendiren ülkemizin mevcut pazardaki güçlü konumunu korurken yeni pazarlara erişimini artırma, ihracatımızı bölgesel ve küresel şoklara karşı daha dayanıklı hâle getirme çabamız önümüzdeki dönemde de devam edecek.”

“Risklerin etkisini sınırlayıcı tedbirler alınıyor”

Küresel ekonomik görünüm üzerinde belirleyici olan unsurlardan birinin de jeopolitik risklerde yaşanan belirgin artış olduğunu vurgulayan Yılmaz şöyle konuştu:

“Savaşın başlamasıyla birlikte jeopolitik risk endeksinin çok hızlı bir şekilde yükseldiğini görüyoruz. Savaş öncesinde uzun dönem ortalaması etrafında seyreden endeks, savaşın ardından tarihsel ortalamasının oldukça üzerine çıkmış ve yüksek bir oynaklık göstermiştir. Jeopolitik gerilimler enerji ve emtia piyasalarından ticaret ve lojistik hatlarına, yatırım kararlarından finansal piyasalara kadar birçok kanal üzerinden dünya ekonomisine yayılmaktadır. Bu gelişmeleri ve oluşturabilecekleri ilave riskleri yakından takip ediyor, etkileri sınırlandırıcı tedbirler alıyor, ekonomi politikalarımızı farklı senaryoları dikkate alan, dışsal şoklara karşı dayanıklılığı güçlendiren bir anlayışla yürütüyoruz.”

“Küresel arz koşulları fiyatları yukarı taşıdı”

Yılmaz konuşmasını şu ifadelerle sürdürdü:

“2025 yılı ile kıyaslandığında, 2026 yılında özellikle enerji fiyatlarında çok kısa bir süre içerisinde son derece sert bir yükseliş gerçekleşmiş, bu artış küresel emtia fiyatları genelini de yukarı taşımıştır. Enerji dışı emtia fiyatlarında da savaş öncesinde başlayan yukarı yönlü eğilimin tedarik kesintileriyle savaş sonrasında daha da güçlendiğini görüyoruz. Küresel arz koşullarından kaynaklanan bu fiyat hareketleri bir taraftan enerji ithalat maliyetlerimizi ve dış ticaret dengemizi etkilerken diğer taraftan üretim ve ulaştırma maliyetleri üzerinden enflasyon görünümüne de yansımaktadır. Nitekim geçtiğimiz yıl 2026 yılı için 63 milyar dolar olarak öngördüğümüz enerji ithalatı tahminimizi bu yıl 71 milyar dolara güncellememizde de bu gelişmeler etkili olmuştur.”

“Temel önceliğimiz ekonomide dengelenmeyi sağlamak, enflasyonu kalıcı biçimde düşürmek”

Cevdet Yılmaz, programın hayata geçirildiği günden bu yana temel önceliklerinin, makroekonomik istikrarı güçlendirmek, ekonomide dengelenmeyi sağlamak, enflasyonu kalıcı biçimde düşürmek ve kazanımları sürdürülebilir hâle getirmek olduğunu söyledi. Son dönemde karşı karşıya kalınan ilave dışsal şoklara rağmen programın temel alanlarda somut sonuçlar üretmeye devam ettiğini ortaya koyduğunun altını çizdi. 

Yılmaz, tüketim ağırlıklı bir yapı yerine üretim kapasitesini artıran yatırımların öne çıkmasının, enflasyonla mücadeleyi destekleyen, dış denge üzerindeki baskıları sınırlayan ve potansiyel büyümemizi yükselten daha sağlıklı bir makroekonomik görünüm sunduğunu ifade etti.

“Uygulanan politikalarla TL’ye güven artmaya devam ediyor”

Uygulanan politikalar çerçevesinde TL’ye güvenin artmaya devam ettiğini, TL mevduatın toplam mevduat içindeki payının yüzde 31,6 seviyesinden 28 Ağustos itibarıyla yüzde 61,5 seviyesine yükselmesiyle izlenen politikaların isabetli olduğunun somut göstergesi olduğunu vurguladı.

 

Koşullu yükümlülüklerden olan KKM’den çıkış kararının alındığı tarihten bu yana, YP mevduatın payı yüzde 38,5 düzeyinde gerçekleştiğini, buna karşın, KKM’den sorunsuz bir şekilde çıkış sürecinin tamamlandığını aktardı.

“Jeopolitik gerilimlere rağmen risk primimiz de önemli ölçüde geriledi”

Kararlılıkla uyguladığımız politikalarla küresel ekonomik görünümdeki belirsizliklere ve jeopolitik risklere rağmen brüt rezervlerin 89,7 milyar dolar artarak 188,2 milyar dolara ulaştığını ifade eden Yılmaz, “Rezervlerde sağlanan bu güçlü artış ekonomimizin dış şoklara karşı dayanıklılığını desteklemektedir. Jeopolitik gerilimlere rağmen risk primimiz de önemli ölçüde gerilemiş ve 700’lü seviyelerden 220 seviyesinin de altına inmiştir.  Bu önemli gelişme gerek kamu gerekse özel kesimin yabancı para cinsi borçlanmasında faiz yükünü azaltmıştır” dedi.

“İhracatımız nitelik olarak da güçlendi”

Kaydedilen mesafenin önemli göstergelerinden birinin de ihracattaki olumlu seyir ve ihracatın teknoloji kompozisyonundaki iyileşme olduğu söyleyen Cevdet Yılmaz şöyle konuştu:

“Yıllıklandırılmış ihracatımız, ticaret ortaklarımızdaki belirgin yavaşlamaya ve zorlu dış talep koşullarına rağmen Ağustos ayı itibarıyla 280 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır. İhracatımız nitelik olarak da güçlenmiş ve 2024 Ağustos’unda yüzde 40 seviyesinde olan orta ve yüksek teknolojili ürünlerin toplam ihracatımız içerisindeki payı, 2026 Ağustos ayı itibarıyla yüzde 44,1’e ulaşmıştır. Böylece bir taraftan ihracatımızı artırıyor, diğer taraftan ihracatımızı daha yüksek teknoloji ve katma değere dayalı bir yapıya dönüştürüyoruz.”

“Dış dengede baskının geçici olması bekleniyor”

Yılmaz, ihracattaki güçlü performansa rağmen enerji ve emtia fiyatlarındaki yükselişin dış denge üzerinde geçici bir baskı oluşturduğunu aktardı:

“Cari işlemler açığının millî gelire oranı 2024 yılı Haziran ayında yüzde 1,8, 2025 yılı Haziran ayında ise yüzde 1,6 seviyesinde gerçekleşmiştir. 2026 yılı Haziran ayı itibarıyla bu oran yüzde 2,3’e yükselmiştir. Yaklaşık 0,7 puanlık fark savaş nedeniyle, ithalat fiyatlarında öngörülerimizin üzerinde gerçekleşen artışın cari denge üzerindeki ilave etkisini ortaya koymaktadır. Ayrıca mevcut seviyenin, 2000–2025 dönemi uzun dönem ortalaması olan yüzde 3,2’nin belirgin altında ve yönetilebilir seviyede olduğunu özellikle vurgulamak isterim. Dolayısıyla dış dengede daha dayanıklı bir yapı söz konusudur. İhracatımızdaki seyir, turizm gelirlerimiz ve enerji fiyatlarında beklenen normalleşmeyle birlikte, bu geçici etkinin azalmasını ve cari işlemler açığının yeniden düşük seviyelere gerilemesini bekliyoruz.”

“Savaşın enflasyon üzerindeki etkisi 7 puan”

Programın temel önceliği olan enflasyonla mücadelede önemli mesafe kat edildiğini altını çizen Cevdet Yılmaz şunları aktardı:

“2024 yılı Mayıs’ında yüzde 75,5 seviyesine yükselen enflasyon, uyguladığımız politikalarla belirgin bir düşüş eğilimine girmiştir. Bu güçlü düşüş eğilimi savaş koşullarının oluşturduğu arz yönlü baskılar nedeniyle geçici olarak yataylaşmış, 2026 Ağustos itibarıyla yüzde 31,5 seviyesinde gerçekleşmiştir. 2026 yılı son çeyreğinde enflasyon oranının yeniden düşüş göstereceğini ve yıl sonunda yüzde 28,4 olmasını bekliyoruz.

 

TÜFE sepetinin yüzde 34,5’ini oluşturan gıda, akaryakıt, doğal gaz ve ulaştırma hizmetlerinden oluşturduğumuz endekste savaş kaynaklı belirgin bir yükseliş görmekteyiz. Enerji ve emtia fiyatlarındaki artış, ulaştırma maliyetleri ve gıda fiyatları üzerindeki baskılar bu gruptaki fiyat hareketini hızlandırmıştır. Buna karşılık, savaştan doğrudan etkilenen bu kalemleri dışarıda bıraktığımızda, enflasyonun ana eğilimindeki aşağı yönlü seyrin devam ettiğini görüyoruz. Dolayısıyla mevcut veriler bize, son dönemde manşet enflasyondaki düşüşün yavaşlamasında programın temel dinamiklerinden ziyade, savaşın doğrudan etkilediği ve TÜFE sepetinde önemli bir ağırlığa sahip olan kalemlerden gelen ilave fiyat baskılarının etkili olduğunu göstermektedir. Nitekim Merkez Bankamıza göre savaşın enflasyon üzerindeki doğrudan ve dolaylı etkileri yaklaşık 7 puan olarak hesaplanmıştır. Arz şoklarının etkisinin zayıflamasıyla birlikte, uyguladığımız sıkı ve koordineli politika çerçevesinin desteğiyle enflasyondaki düşüş eğiliminin yeniden belirginleşmesini bekliyoruz.”

Geçtiğimiz OVP’de 2025 yılı için bütçe açığının millî gelire oranının yüzde 0,8 seviyesindeki deprem harcamalarına rağmen 2025 yıl sonunda yüzde 2,9 oranında gerçekleştiğini belirten Yılmaz, “Bu gelişmede, deprem kaynaklı harcamalar sürerken diğer harcamalar üzerinde alınan ilave tedbirler etkili olmuştur” dedi.

“Tasarruf tedbirlerin uygulanmasına yönelik denetimler aralıksız sürüyor”

Cevdet Yılmaz 260 kamu idaresinin tasarruf tedbirleri konusunda yakından takip edildiğini söyleyen Yılmaz şunları belirtti:

“Uyguladığımız Tasarruf Genelgesi’yle harcama disiplinini güçlendirdik. Tasarruf Tedbirleri Bilgi Sistemimiz ile 260 kamu idaresini yakından takip ediyoruz. Tedbirlerin uygulanmasına yönelik denetimler de aralıksız sürdürülüyor. Bugüne kadar 2.016 harcama biriminde denetim gerçekleştirildi, denetim raporları Cumhurbaşkanlığı ve ilgili idarelerle paylaşılıyor. Genelge kapsamındaki harcamaların bütçe içindeki payı uzun dönem ortalaması olan yüzde 4,6’dan, 2024 yılında 3,1’e 2025 yılında ise yüzde 2,9 seviyesine geriledi. Bu yönde kararlılığımızı sürdüreceğiz.”

“Türkiye’nin, 2026 yılında da yüksek gelirli ülkeler grubu eşiğini aşmasını bekliyoruz”

Türkiye’nin 2002 yılında 238 milyar dolar hacmi, 3600 dolar civarı kişi başı geliri olan bir ülke olduğunu ancak 2026 yılı sonunda millî gelirin Cumhuriyet tarihinde ilk kez 1,8 trilyon doları aşmasını, kişi başına millî gelirin de yine ilk kez 20 bin doları aşmasını öngördüklerini ifade etti:

“Türkiye’nin, 2026 yılında da yüksek gelirli ülkeler grubu eşiğini aşmasını bekliyoruz. Bu rakamlarla 2026 yılında nominal olarak 16; satın alma gücü paritesine göre ise 11’inci ekonomi konumunda olacağız. Bu tabloyu yalnızca rakamsal bir büyüme olarak değerlendirmiyoruz. Ülkemizin üretim kapasitesinin, girişimcilik gücünün ve ekonomik potansiyelinin ulaştığı seviyenin önemli bir göstergesi olarak görüyoruz.”

“Arz şoklarına karşı yeni politikalar uygulanacak”

Cevdet Yılmaz, Cumhurbaşkanı’nın güçlü liderliğiyle ortaya konan vizyonlu programla 2023 yılından bu yana kararlılıkla ve bütüncül bir anlayışla sürdürüldüğünü hatırlattı:

“Bu süreçte, kırılganlıkları azaltırken makroekonomik istikrarın sürdürülmesi ve büyümenin dengeli kompozisyonunun sağlanması, enflasyondaki belirgin gerileme, dış dengenin güçlendirilmesi, rezervlerin artırılması ve finansal dayanıklılığın güçlendirilmesi alanlarında önemli mesafeler kat ettik.
Önümüzdeki dönemde temel hedefimiz, fiyat istikrarını kalıcı hâle getirerek enflasyonu tek haneli seviyelere indirmek ve mali disiplinimizi güçlü bir şekilde muhafaza etmektir. Büyümenin toplumun tüm kesimlerine daha güçlü şekilde yansıması amacıyla istihdamı artıracak, atıl işgücünü azaltacak politikaları hayata geçireceğiz. Enerji başta olmak üzere kritik girdilerde arz güvenliğimizi güçlendirecek, üretim zincirlerimizin dayanıklılığını artıracak ve arz şoklarının ekonomi üzerindeki etkilerini en aza indirecek politikalarımızı sürdüreceğiz. Programda öngördüğümüz yapısal reformlarla verimlilik ve rekabet gücümüzü artıracağız.”

Türkiye’nin yatırım cazibesi artırılacak

İstikrarsızlığın ve belirsizliğin arttığı bir küresel ortamda, siyasi istikrar ve öngörülebilir politikalar ile oluşan fırsatları değerlendirerek Türkiye’nin cazibesini artıracaklarını söyleyen Yılmaz, “Bu bağlamda, Türkiye Yüzyılı: Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı ile vergi mimarisinde küresel ölçekte çok önemli düzenlemeleri hayata geçirdik. Yaptığımız düzenlemeler ile uluslararası doğrudan yatırımları artırmayı, rekabetçi bir transit ticaret merkezi oluşturmayı, küresel yeteneklerin, girişimcilerin, teknoloji şirketlerinin ve çok uluslu firmaların merkez operasyonlarını ülkemize çekmeyi amaçladık.
Ayrıca, vergiye uyumu güçlendirmek için ve yurt dışında bulunan varlıkların Türkiye’ye getirilerek millî ekonomiye kazandırılmasını teşvik ettik” diye konuştu.

OVP’nin makroekonomik hedefleri

Cevdet Yılmaz, 2027-2029 Orta Vadeli Programın makroekonomik hedefleriyle ilgili şunları açıkladı:

“2026 yılında yüzde 3,3 olarak gerçekleşmesini beklediğimiz büyümenin, kademeli olarak güçlenerek 2027 yılında yüzde 4,2’ye, 2028 yılında yüzde 4,6’ya ve 2029 yılında yüzde 5’e ulaşmasını öngörüyoruz. Yeni Program döneminde makroekonomik istikrarla uyumlu, üretim kapasitesi ve verimliliği artıran, enflasyonist baskı oluşturmayan sürdürülebilir bir büyüme anlayışı içindeyiz. Bunun için büyümenin niteliğini de dönüştüreceğiz. Tarımda teknoloji ve verimlilik artışını, sanayide üretim kapasitesi ile teknoloji yoğunluğunun yükselmesini, hizmetlerde ise bilgi ve teknolojiye dayalı yüksek katma değerli faaliyetlerin daha fazla öne çıkmasını sağlayacağız. Beşerî sermayemizi güçlendirirken kamu yatırımlarının özel sektör yatırımları açısından ön açıcı ve tamamlayıcı hâle getireceğiz. Bu yaklaşımın merkezinde verimlilik yer alıyor. Kaynaklarımızı daha etkin kullanan, teknolojiyi üretim süreçlerine güçlü biçimde dâhil eden ve toplam faktör verimliliğini kalıcı artıran bir ekonomik yapı oluşturmayı amaçlıyoruz.”

 

Program döneminde 2,1 milyon ilave istihdam hedefi

Büyüme kadar öncelik verilen bir diğer temel alanın ise istihdam olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, “2026 yılında yüzde 8,1 seviyesinde gerçekleşmesini beklediğimiz işsizlik oranını, 2027’de yüzde 8’e, 2028’de yüzde 7,8’e ve 2029’da yüzde 7,6’ya düşürmeyi hedefliyoruz. Program döneminde ekonomimize yaklaşık 2,1 milyon ilave istihdam kazandırarak işgücü piyasasına daha fazla bireyin katılımını sağlamayı ve toplumsal refahı artırmayı amaçlıyoruz” ifadelerini kullandı.

Enflasyonda 2027 hedefi yüzde 21

Sürdürülebilir büyüme hedefiyle birlikte programın önceliğinin dezenflasyon sürecini kararlılıkla sürdürerek fiyat istikrarını kalıcı biçimde tesis etmek olduğunu vurgulayan Yılmaz, “2026’da yüzde 28,4 olarak gerçekleşmesini öngördüğümüz enflasyonun; 2027 yılında yüzde 21’e, 2028 yılında yüzde 13,5’e ve 2029 yılında yüzde 9’a gerileyerek Program dönemi sonunda yeniden tek haneli seviyelere inmesini hedefliyoruz” dedi.

 

Cari açığın kademeli olarak gerilemesi bekleniyor

Dış dengede, küresel ticarette artan yeni nesil korumacılık eğilimlerine, jeopolitik gerilimlere ve ticaret politikalarındaki belirsizliklere rağmen cari işlemler açığının sürdürülebilir seviyelerde tutulduğunu belirten Yılmaz, “Program döneminde ise bölgemizdeki savaşın etkisinin azalmasıyla birlikte cari işlemler açığının yeniden kademeli olarak gerilemesini, 2027 yılında yüzde 1,9’a, 2028 yılında yüzde 1,8’e ve 2029 yılında yüzde 1,6’ya düşmesini öngörüyoruz” diye konuştu.

Bütçe açığında 2029 hedefi yüzde 2,8

Programda, bütçe açığının kademeli olarak düşürülmesini hedeflediklerini söyleyen Cevdet Yılmaz şunları aktardı:

“Geçtiğimiz yıl 2026 için yüzde 3,5 olarak öngördüğümüz bütçe açığını aldığımız tedbirlerle yüzde 3,1 olarak gerçekleştirmeyi bekliyoruz. Kalan deprem harcamaları 2027 bütçesine de yansıyacak olmasına rağmen benzer bir yaklaşımla önümüzdeki yılda da hedeflenenden daha iyi bir bütçe açığı için gerekli çabayı göstereceğiz. Afet sonrası dönemde devam eden ihtiyaçlar süratle karşılanmaya devam ederken savunma, personel giderleri ve sosyal güvenlik harcamalarındaki artışa rağmen alacağımız ilave tedbirlerin etkisiyle disiplinli mali duruşumuzu sürdürmeyi öngörüyoruz. 2027’de yüzde 3,5 olarak öngördüğümüz bütçe açığımızın milli gelire oranını, program dönemi sonunda yüzde 2,8’e düşürmeyi hedefliyoruz.”

2027 bütçesinde deprem için ilave kaynak ayrılacak

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz konuşmasını şöyle sürdürdü:

“2023-2026 yılları arasında depremin yol açtığı kayıp ve zararın telafi edilmesi ile afet risklerinin azaltılmasına yönelik 2026 yılı fiyatlarıyla toplam 5,4 trilyon TL (104 milyar dolar) tutarında harcama yapılmış olacağı tahmin edilmektedir. Burada ifade edilen tutar ilgili kamu harcamalarını ifade etmekte olup büyük ölçüde yeniden inşa edilen konut ve işyerleri ile yenilenen kamu altyapısı için yapılan harcamalardan oluşmaktadır. 2027 sonunda bu rakamın 116 milyar doları aşacağı tahmin edilmektedir.

Yıkılan konut ve işyerlerinin yerine aynı yapılar yapılmamış, daha güvenli, daha dayanıklı ve daha nitelikli yaşam alanları inşa edilmiştir. Aynı şekilde sağlık, eğitim gibi kamu altyapıları da daha modern standartlarla yeniden kurulmuştur. Yıkılan konut ve işyerlerine ilişkin olarak hak sahipleri için toplam 455 bin bağımsız bölümün inşası tamamlanmış olup bölgede ilave sosyal konutların inşası devam etmektedir. Depremle ilgili kalan ihtiyaçların karşılanması için 2027 yılında da ilave kaynak ayrılacak olup yıllara sâri azalmakla birlikte depremin yaralarının sarılması ve afetlere hazırlıklı olunması için bütçede önemli düzeyde kaynak ayrılmaya devam edilecektir.

Afete ilişkin harcamaların yanı sıra, özellikle personel giderleri ve sosyal güvenlik harcamalarında yaşanan artışın etkisiyle son yıllarda bir miktar yükselmiş olmakla birlikte, AB tanımlı genel yönetim borç stokunun millî gelire oranı tarihi düşük seviyelerde bulunmaktadır. Uluslararası kıyaslanabilir verilere göre kamu borcunun millî gelire oranı ülkemizde yüzde 20’ler seviyesinde iken bu oranın gelişmekte olan ülkelerde yüzde 70’ler ve gelişmiş ülkelerde yüzde 100’lerin üstünde olduğunu da ayrıca vurgulamak isterim. Küresel risklerin yükseldiği bir dönemde ülkemizin en önemli dayanaklarından biri düşük borçluluk seviyesi olacaktır.”

Üretim ve rekabet gücü artırılacak

Programın kararlılıkla uygulanmasıyla, dönem sonunda daha fazla istihdam üreten, ekonomik ölçeğini büyüten ve oluşturduğu refahı toplumun geneline daha güçlü biçimde yansıtan bir Türkiye hedeflediklerini söyleyen Yılmaz açıklamasına şöyle devam etti:

“Bu dönemde 2,1 milyon ilave istihdam oluşturulmasını ve işsizlik oranının yüzde 8’in altına gerilemesini öngörüyoruz. Böylece büyümenin istihdam oluşturma kapasitesini güçlendirirken, daha fazla vatandaşımızın üretim sürecine katılmasını sağlayacağız. Üretim kapasitemizi, verimliliğimizi ve rekabet gücümüzü artırmaya yönelik politikalarımızla ekonomimizin ölçeğini de önemli ölçüde büyüteceğiz. Program dönemi sonunda millî gelirimizi 2,2 trilyon doların üzerine, mal ve hizmet ihracatımızı ise 450 milyar dolara taşımayı hedefliyoruz. Esas hedefimiz, büyümeyi vatandaşlarımızın yaşam standartlarına yansıyan kalıcı bir refah artışına dönüştürmektir. Bu doğrultuda kişi başına millî gelirin 25 bin dolar seviyesine ulaşmasını, artan refahın geniş toplumsal kesimlere yansıtılmasını ve enflasyonun yeniden tek haneli seviyelere gerilemesini öngörüyoruz.”

“Kaynaklarımızın daha etkin kullanılmasını sağlayacağız”

Cevdet Yılmaz, OVP ile ilgili açıklamalarını şu sözlerle sürdürdü:

“Program döneminde büyümenin yalnızca hızına değil, kalitesine ve sürdürülebilirliğine odaklanacağız. Verimlilik artışlarını büyümenin temel itici güçlerinden biri hâline getirirken üretim kapasitemizi ve rekabet gücümüzü güçlendirecek; kaynaklarımızın daha etkin kullanılmasını sağlayacağız. Bu politikaları fiyat istikrarını sağlamaya yönelik politikalarımızla eş güdüm içerisinde yürüterek dengeli ve sürdürülebilir bir büyüme patikası tesis edeceğiz. Bu yaklaşımımızın en önemli ayaklarından birini imalat sanayiimizin üretim ve ihracat kapasitesinin korunması ve güçlendirilmesi oluşturuyor.

Sanayimizin kapasitesini korurken yeşil ve dijital dönüşümle rekabet gücünü artıracağız. Yapay zekâ destekli ve otonom üretim sistemleriyle enerji, hammadde, işgücü ve makine kullanımında verimliliği artırırken düşük karbonlu üretim, enerji verimliliği ve döngüsel ekonomi uygulamalarını yaygınlaştıracağız. Bu dönüşümün gerektirdiği beşerî ve fiziki altyapıyı da eş zamanlı olarak güçlendireceğiz. Mesleki ve teknik eğitimi sektörlerimizin ihtiyaçlarıyla daha güçlü biçimde buluşturacak; stratejik teknoloji alanlarının gerektirdiği insan kaynağını yetiştirecek, sanayi bölgelerimizin lojistik ve dijital altyapısını geliştireceğiz.”

“Bugün yalnızca Türkiye değil, dünyanın önde gelen sanayi ekonomileri de zorlu bir dönemden geçmektedir”

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, dünyanın önde gelen sanayi ekonomilerinin de güçlüklerle karşılaştığını belirterek şu değerlendirmelerde bulundu:

“Türkiye ekonomisinin üretim gücü, ihracat kapasitesi ve teknolojik dönüşümünün temel taşı imalat sanayiimizdir. Bugün ihracatımızın yaklaşık yüzde 94’ünü imalat sanayii ürünleri oluşturmaktadır.
Bugün yalnızca Türkiye değil, dünyanın önde gelen sanayi ekonomileri de zorlu bir dönemden geçmektedir. Birçok ülkede sanayi politikaları yeniden gündemin merkezine yerleşmiş, üretim kapasitesinin korunması stratejik bir öncelik hâline gelmiştir. Bu amaçla, imalat sanayiimize yönelik veriye dayalı ve hedef odaklı kapsamlı bir İmalat Sanayii Güçlendirme Programını hayata geçiriyoruz.
Bu yılki OVP’nin en temel vurgularından biri bu yaklaşım olacaktır.”

“Yatırım yapan, üreten, istihdam sağlayan ve ihracat yapan sanayicinin her adımında yanında olacağız”

KOBİ’lerin teminat ve işletme sermaye sorunlarını hafifleteceklerini aktaran Yılmaz uygulanacak destekleri şöyle anlattı:

“Finansmana erişimi kolaylaştıracak, yatırım, üretim ve ihracata yönelik seçici kredi imkânı sunacak, KOBİ’lerimizin teminat ve işletme sermayesi sorunlarını hafifleteceğiz. İmalat Sanayii Finansman Desteği Programı kapsamında 250 milyar TL büyüklüğünde ilave kredi desteği sağlıyoruz. İhracatçımıza düşük faizli reeskont kredisi sağlarken orta-yüksek ve yüksek teknoloji ağırlıklı sanayi yatırımlarına yönelik olarak 3 yıl için ayırdığımız 750 milyar TL’lik YTAK kredilerini kullandırmaya devam edeceğiz. Genel finansal koşullarda iyileşmenin yanı sıra ihtiyaç duyulacak selektif uygulamaları geliştirmeyi öngörüyoruz.

Sanayide kullanılan elektrik ve doğalgaza maliyeti azaltıcı sübvansiyon uygulamalarımızı sürdüreceğiz. İmalat Sanayii İstihdamı Koruma Destek Programı kapsamında istihdamını koruyan işletmelere çalışan başına destek vermeye devam edeceğiz. Enerji verimliliği yatırımlarını hızlandıracak, lojistik ve üretim maliyetlerini azaltacak uygulamaları yaygınlaştıracağız. Organize sanayi bölgelerimizi yalnızca üretim alanları değil, aynı zamanda ortak altyapıların kullanıldığı daha güçlü üretim ekosistemleri hâline getireceğiz.

Sanayimizin en önemli meselelerinden biri haline gelen ara kademe teknik işgücü ihtiyacını karşılamak için sektör-okul işbirliklerini güçlendireceğiz. İhracatta yeni pazarlara erişimi güçlendirecek, Eximbank desteklerini ve ihracat sigortası imkânlarını genişletecek, ihracat finansmanını güçlendireceğiz.

Kamu alımlarını da stratejik bir araç olarak kullanacağız. Yerli üretime öngörülebilir talep oluşturacak, savunma sanayiinde başarıyla uygulanan uzun vadeli sipariş ve tedarik yaklaşımını sağlık teknolojileri, raylı sistemler, enerji ekipmanları, elektronik ve kritik sanayi girdileri gibi alanlarda da yaygınlaştıracağız. Hükümetimiz, yatırım yapan, üreten, istihdam sağlayan ve ihracat yapan sanayicisinin her adımında yanında olacaktır.”

Yılmaz, istihdam politikalarını; işgücünün beceri uyumunun iyileştirilmesi, yeni nesil çalışma biçimleri ve sektörel dönüşümlere uyumun sağlanması, işgücüne katılımda güçlük yaşayan kesimlerin istihdamının desteklenmesi ve atıl işgücünün azaltılması üzerine inşa ettiklerini belirtti.

“Kaliteli gıdaya makul fiyatlarla erişimi kolaylaştıracağız”

Cevdet Yılmaz, atıl işgücünün azaltılmasının da üretim kültürü, mesleki eğitim ve bakım hizmetleri olduğunun altını çizdi.

Fiyat istikrarını kalıcı biçimde tesis etmek ve enflasyonu tek haneli seviyelere indirmek için para, maliye ve gelirler politikalarının güçlü bir eş güdüm içerisinde uygulanmaya devam edileceğini aktaran Yılmaz şunları söyledi:

“Bu süreçte enflasyon beklentilerinin hedeflerimizle uyumlu biçimde çıpalanması özel önem taşımaktadır. Yönetilen ve yönlendirilen fiyatlar ile tarımsal ürünlerin alım fiyatlarında da Program hedefleriyle uyumu gözeteceğiz. Vatandaşlarımızın günlük hayatında en doğrudan hissettiği alanlardan biri olan gıda fiyatlarında ise arz yönlü politikaları daha güçlü biçimde devreye alacağız. Tarımsal üretimde verimliliği artırarak üretim planlamasını güçlendirerek ve maliyet baskılarını azaltacak yapısal adımları hızlandırarak gıda fiyatlarındaki oynaklığı sınırlamayı hedefliyoruz. Böylece kaliteli gıdaya makul fiyatlarla erişimi kolaylaştırırken özellikle düşük gelirli vatandaşlarımızın bütçesindeki yükün hafifletilmesini sağlayacağız.

Program döneminde makroihtiyati politika araçlarını para politikası duruşunu destekleyecek şekilde etkin olarak kullanmayı sürdüreceğiz. Yatırım ve ihracata yönelik faaliyetlerde finansmana erişim koşullarının iyileştirilmesini destekleyeceğiz. Aynı zamanda yurt içi tasarruflarımızı artırarak finansal sistemimizin kaynak tabanını güçlendirmeyi hedefliyoruz. Finansal okuryazarlığı yaygınlaştıracak, uzun vadeli tasarrufları teşvik edecek mekanizmaları güçlendireceğiz. Finansal istikrarın güçlendirilmesinde bankacılık sektörüne ilişkin düzenlemelerde uluslararası normlarla uyumu gözetirken banka dışı finansal kuruluşlara yönelik düzenleyici çerçeveyi geliştireceğiz. Dijital Türk lirasının kullanıma sunulması ve yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmalarımızı sürdürürken ödeme sistemlerinin ve finansal teknoloji ekosisteminin güvenli ve yenilikçi biçimde gelişmesini destekleyeceğiz.”

“Türkiye’yi küresel ekonominin merkezinde yer alan bir üretim, lojistik ve ticaret üssü hâline getirmeyi hedefliyoruz”

Cevdet Yılmaz, dış ticarette önceliklerinin rekabet gücünü daha da artırmak, ihracatı da nitelik açısında daha güçlü bir yapıya kavuşturmak olduğunu söyledi:

“Bu doğrultuda ihracatımızda yüksek katma değerli ve teknoloji yoğun ürün ve hizmetlerin payını artıracağız. Düşük ve orta teknolojili sektörlerimizin dönüşümünü desteklerken firmalarımızın yeşil ve dijital dönüşüme uyumunu hızlandıracak, küresel değer zincirlerindeki konumlarını güçlendireceğiz. Türk malı ve hizmetlerinin uluslararası pazarlardaki bilinirliğini ve marka değerini yükselterek ihracatımızdaki artışı daha yüksek katma değerle destekleyeceğiz. Mevcut ticaret anlaşmalarımızın etkinliğini artıracak, yeni pazarlara yönelik ilişkilerimizi geliştirecek ve ticaret diplomasisi araçlarını daha hedef odaklı kullanacağız. AB ile ilişkilerimizin derinleştirilmesinin yanı sıra Uzak Ülkeler Stratejisi, özellikle Afrika coğrafyasına yönelik stratejik açılım, Orta Asya ve Türk dünyasıyla ürün ve pazar çeşitliliğimizi artıracağız. Kritik girdi, ürün ve teknolojilerde yerli üretim kapasitemizi geliştirerek tedarik kaynaklarımızı ve stratejik ticaret koridorlarımızı çeşitlendireceğiz. Lojistik ve dağıtım altyapımızı güçlendirirken stratejik bağlantısallık projeleriyle Türkiye’nin bölgesel ve küresel ticaret ağlarındaki konumunu tahkim edeceğiz.

Kalkınma Yolu, Zengezur Koridoru, Orta Koridor, Hicaz Demiryolu’nun yeniden canlandırılmasına yönelik girişimler ve Yavuz Sultan Selim Köprüsü üzerinden yeni demiryolu bağlantılarıyla Türkiye, doğu-batı ve kuzey-güney eksenlerinde küresel ticaret akımlarının kesiştiği stratejik bir ulaştırma ağı inşa etmektedir. Bu projelerle transit geçişleri artırmanın ötesine geçerek limanlarımızı, lojistik merkezlerimizi, sanayi bölgelerimizi ve demiryolu ağlarımızı entegre ederek Türkiye’yi küresel ekonominin merkezinde yer alan bir üretim, lojistik ve ticaret üssü hâline getirmeyi hedeflemekteyiz.
Türkiye artık sadece farklı coğrafyaları bağlayan bir köprü ülke değil; Avrupa, Asya, Orta Doğu ve Afrika arasında ticaretin, üretimin ve lojistiğin yön değiştirdiği stratejik bir kavşak ve etrafında refah havzaları oluşturan stratejik bir çekim merkezi olacaktır.”

“İstanbul’u finans alanlarında daha güçlü bir merkez hâline getireceğiz”

Cevdet Yılmaz OVP ile ilgili açıklamalarına şöyle devam etti:

“Program döneminde öngörülebilir, şeffaf, rekabetçi ve yatırımcı dostu bir iş ve yatırım ortamının güçlendirilmesini önceliklendiriyoruz. İdari süreçleri kolaylaştıracak ve düzenleyici çerçevenin kalitesini güçlendireceğiz. Şirketlerin kuruluşundan yatırım ve dış ticaret süreçlerine kadar karşılaştıkları idari yükleri azaltacak, mevzuatı sadeleştirecek ve kamu hizmetlerini daha hızlı, dijital ve bütünleşik bir yapıya kavuşturacağız. Yatırım süreçlerinde karşılaşılan sorunların daha etkin çözülmesini sağlayacak; yargılama ve uyuşmazlık çözüm süreçlerini hızlandırarak yatırımcı açısından öngörülebilirliği daha da artıracağız.

Türkiye’ye gelen uluslararası doğrudan yatırımların yalnızca miktarını değil, niteliğini de artırmayı hedefliyoruz. Teknoloji ve bilgi transferi sağlayan, nitelikli istihdam oluşturan, verimliliğimizi yükselten ve ihracat kapasitemizi geliştiren yatırımlara öncelik vereceğiz. Güçlü Merkez Türkiye yaklaşımımızla İstanbul’u da uluslararası finansal hizmetler, bölgesel fon yönetimi, finansal teknolojiler, katılım finans ve sürdürülebilir finans alanlarında daha güçlü bir merkez hâline getireceğiz. İş ve yatırım ortamında bütün bu hedeflediğimiz dönüşümleri hayata geçirmek için özel sektörle düzenli istişare toplantıları gerçekleştirerek değişimin nabzını en iyi şekilde tutmaya devam edeceğiz.”

Ekonomik dayanıklılık için 4 alana odaklanılacak

Program döneminde ekonomik güvenlik ve dayanıklılığı önceleyerek kritik alanlarda dışa bağımlılığı azaltan ve ekonominin çoklu şoklara karşı direncini güçlendiren bir yaklaşımı esas aldıklarını ve 4 başlığa odaklandıklarını aktardı: 

“Bu kapsamda enerji ve doğal kaynaklarda arz güvenliğimizi güçlendirecek, yerli kaynaklarımızın aranması, üretilmesi ve daha yüksek katma değerle ekonomiye kazandırılmasının yanı sıra enerji kaynaklarımızı çeşitlendirecek ve depolama kapasitemizi artıracağız.

Kritik minerallerden nükleer ve hidrojen teknolojilerine, enerji ve madencilikte kullanılan kritik ekipmanların yerlileştirilmesine kadar stratejik alanlarda Ar-Ge ve yerli üretim kapasitemizi geliştireceğiz.

Gıda arz güvenliğimizi ve tarımsal dayanıklılığımızı artıracak, stratejik girdilerde yerli kapasiteyi güçlendireceğiz. Kritik teknolojilerde yerli kapasiteyi geliştirecek, savunma sanayii, sağlık, yarı iletkenler ve yapay zekâ başta olmak üzere stratejik alanlarda Ar-Ge, üretim ve yenilik kabiliyetimizi daha ileriye taşıyacağız. Kritik ürün ve teknolojilerde dışa bağımlılığı azaltırken, savunma sanayiinde geliştirdiğimiz yetkinliklerin sivil alanlara aktarılmasını ve yüksek katma değerli üretim ile ihracata daha güçlü katkı vermesini sağlayacağız.

Ailenin güçlendirilmesini, demografik yapımızın korunmasını ve şehirlerimizin afetlere karşı daha dirençli hâle getirilmesini de ekonomik dayanıklılığın ayrılmaz unsurları olarak görüyoruz. Bu doğrultuda aile ve nüfus yapısını destekleyen politikaları güçlendirecek; sosyal konut ve kentsel dönüşüm çalışmalarımızı hızlandıracak, afetlere yönelik erken uyarı sistemlerinde yerli ve millî teknolojilerin geliştirilmesini destekleyeceğiz.”

Kamu harcamalarında tasarruf ve verimlilik artırılacak

Kamu maliyesinde mali disiplinden taviz vermeden verimlilik ve etkinliği en üst düzeye çıkarmayı öncelediklerini vurgulayan Yılmaz şunları söyledi:

“Harcamalarda tasarruf sağlarken öte yandan afetlere karşı dirençliliğin artırılması kapsamında afetlerin önlenmesi için gerekli kaynağı ayırmaya devam edecek; başta İstanbul olmak üzere risk azaltıcı kentsel dönüşüm projelerine ivme kazandıracağız. Kayıt dışılıkla mücadeleyi hayati bir konu olarak görüyoruz. Önümüzdeki süreçte dijital denetim mekanizmalarını genişleterek vergi kayıp ve kaçaklarını en aza indirecek, mükelleflerin sisteme gönüllü uyumunu teşvik edeceğiz. Sosyal güvenlik sisteminin mali sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla prim gelirlerini artıracak, sistemi yeni nesil esnek çalışma modellerine uyumlu hâle getireceğiz. Sağlık alanında da harcamaları etkinleştirmeyi sürdüreceğiz. KİT’lerde yönetişim reformunu hayata geçireceğiz. Vergi sistemimizi yatırımı, istihdamı ve büyümeyi desteklerken aynı zamanda gelir dağılımında adaleti de gözeten bir yapıda güçlendiriyoruz.”

“Önceliklerimizi vatandaşların doğrudan hayatına dokunan alanları gözeterek şekillendiriyoruz”

Yılmaz, öncelikleri, ülkenin stratejik ihtiyaçlarını ve vatandaşların doğrudan hayatına dokunan alanları gözeterek şekillendirdiklerini şu sözlerle açıkladı:

“Gıda arz güvenliği kapsamında sulama yatırımlarını yüzde 42, içme suyu yatırımlarını yüzde 71, organize tarım bölgesi yatırımlarını ise yüzde 103 oranında artırıyoruz. Enerji, savunma sanayii, yüksek teknoloji ve sanayimizin geleceği açısından kritik öneme sahip madenlerde dışa bağımlılığımızı azaltmak zorundayız. Bu doğrultuda Maden Tetkik ve Arama yatırımlarını yüzde 139 artırıyoruz.

Sanayi altyapımızı organize sanayi bölgeleri ve küçük sanayi siteleri başta olmak üzere güçlendiriyoruz. Bu kapsamda, altyapı yatırımlarını yüzde 54 oranında artırıyoruz. Savunma sanayiinde kendi teknolojisini geliştiren, kendi ihtiyaçlarını karşılayabilen ve yüksek katma değer üreten bir Türkiye hedefliyoruz. Bu kapsamda savunma harcamalarını yüzde 229 artırıyoruz.

Sağlık hizmetlerinin kapasitesini artırmak, sağlık altyapımızı güçlendirmek ve kaliteli sağlık hizmetine daha hızlı ve kolay erişimi sağlamak üzere sağlık yatırımlarımızı da yüzde 43 artırıyoruz. Özellikle dar ve orta gelirli vatandaşlarımızın konuta erişiminin kolaylaştırılması için sosyal konut yatırımlarını yüzde 150 artırıyoruz. Program çerçevesinde İstanbul’da başlattığımız kiralık sosyal konut projelerimizi ülke sathına yaymayı hedefliyoruz.

Sanayi ve ticaretimizin hızlı bir biçimde gelişmesi, bireysel ulaşım konforunun artması için ulaştırma modlarımız içerisinde demiryollarının payını son yıllarda ciddi bir biçimde artırıyoruz. Nitekim Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı demiryolu projelerine ayırdığımız kaynağı yüzde 49 oranında artırdık.”

Türkiye’nin küresel ekonomideki konumu güçlendirilecek

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, OVP’nin Türkiye için hayırlı olmasını temenni etti ve konuşmasını teşekkür ederek sonlandırdı:

“Bugün sizlerle paylaştığımız 2027–2029 Orta Vadeli Programı, ekonomide sağladığımız kazanımları kalıcı hâle getirirken önümüzdeki dönemin ihtiyaçlarına güçlü bir şekilde cevap verecek politika çerçevemizi ortaya koymaktadır.

Temel amacımız, makroekonomik istikrarı daha da güçlendirirken üretim kapasitemizi ve rekabet gücümüzü artırmak, ekonomimizin potansiyelini yükseltmek ve elde edilen kazanımların vatandaşlarımızın refahına daha güçlü biçimde yansımasını sağlamaktır. Önümüzdeki dönemin küresel ölçekte yeni sınamalar kadar yeni fırsatları da beraberinde getireceğinin farkındayız.

Türkiye olarak bu süreci yalnızca dış gelişmelere uyum sağlayan değil, sahip olduğu güçlü üretim altyapısı, girişimcilik kapasitesi ve stratejik avantajlarıyla değişen dünya ekonomisinde konumunu daha da güçlendiren bir ülke olarak değerlendirmekte kararlıyız.

Sayın Cumhurbaşkanımızın güçlü liderliğinde, ilgili bütün kurumlarımızla etkin bir eş güdüm içerisinde çalışarak Programımızda yer verdiğimiz politika ve reformları kararlılıkla hayata geçireceğiz. Bu vesileyle, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a tüm bu çalışmalarda ortaya koyduğu güçlü, kararlı ve dirayetli liderliği için şükranlarımızı sunuyorum.

İnanıyoruz ki, bu süreç sonunda daha fazla üreten, daha fazla ihraç eden, nitelikli istihdam oluşturan, rekabet gücü yüksek ve vatandaşlarımızın refahını kalıcı biçimde artıran bir ekonomik yapıya ulaşacağız. Bu vesileyle, konuşmama son verirken Orta Vadeli Programımızın hazırlık sürecini yürüten Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığımız başta olmak üzere, süreci müştereken yürüten Hazine ve Maliye Bakanlığımıza, katkı sunan tüm Bakanlıklarımıza, kamu kurum ve kuruluşlarımıza, meslek kuruluşlarımıza, sivil toplum kuruluşlarımıza, özel sektör temsilcilerimize ve görüş ve önerileriyle Programımıza katkıda bulunan tüm taraflara teşekkür ediyorum.”
 

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP