49,3884
0,03%55,1380
-0,35%6.513,79
-1,39%12118.29
-1,39%
İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi (ASBÜ) Sezai Karakoç Salonu’nda düzenlenen “Küresel Dönüşüm Çağında Stratejik İletişim, Kamu Diplomasisi ve Türkiye’nin Gelecek Vizyonu” başlıklı 2026-2027 Akademik Yılı Açılış Konferansına katıldı.
Duran konuşmasında, ASBÜ’nün akademik hayatta iddialı bir konuma sahip olmasının hem heyecan hem de gurur verici olduğunu belirtti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen 2026-2027 Akademik Yıl Açılış Töreni’ndeki “Akademide yolda olmak, kimi zaman menzile ulaşmaktan daha faydalıdır” sözlerini hatırlatan Duran, üniversitenin cevaplara varılan bir menzil olmaktan ziyade, aslında doğru soruların peşine gidilen bir yer olduğunu söyledi.
Üniversitenin, öğrencinin doğru sorular sorduğu, keşfetme duygusunu ve buna yönelik kapasitesini geliştirdiği bir yer olduğuna işaret eden Duran, “Böyle baktığımızda kendi fikrine sahip olmak, o fikrin gerekçesini açıklayabilmek ve gerektiğinde onu yeniden düşünebilmek, üniversitede verilen perspektifle mümkün oluyor.” diye konuştu.
Türkiye’de ve dünyada uluslararası ekonomik ilişkilerin doğasından devletlerin güvenlik anlayışına, teknolojinin gündelik hayata entegrasyonundan kültürel üretim biçimlerine ve kişisel hayattan toplumsal hayatın bütün alanlarına kadar muazzam bir dönüşümle karşı karşıya olunduğunu dile getiren Duran, şunları kaydetti:
“Bu dönüşüm hem geniş kapsamlı hem de birbirini etkileyen konumda. Bu dönüşüm hızıyla mı yoksa büyüklüğüyle mi önemli diye sorduğumuzda, ‘belki yapısal karakteriyle’ diye cevaplandırmamız gerekir. Farklı alanlar değişiyor, birbiriyle etkileşim içerisinde ve hepsi de aynı hızla değişmiyor. Ama bir teknolojinin kısa sürede yaygınlaşabildiğini ve onun ortaya çıkardığı sorunları anlayacak araştırmaların, hakları koruyacak kuralların ve insanları yeni şartlara hazırlayacak eğitim imkanlarının gelişmesi ve bunların üretilmesi gerekiyor. Bu da bir zamana ihtiyaç duyuyor. Böyle baktığımızda, değişim daha hızlı geliyor, ona cevap vermek için ürettiğimiz kavramlar, kurumlar daha sonradan geliyor. Bu da elbette üniversitelere, fikir insanlarına, bilgi üreten bütün kesimlere doğrudan bir görev olarak, bir sorumluluk olarak beliriyor.”

Duran, iletişim dünyasında bilgi ve haber taşıdığı düşünülen platformların aslında insanlara dair bilgilerin ötesinde, kişiliklerini ve benliklerini de tanıyabilecek, bu bilgileri çok daha farklı ve riskli şekillerde elde edebilecek haberleşme araçları olduğuna dikkati çekti.
Bugün gelinen noktada bakılan her şeyin insanlar hakkında bir bilgi ve veri oluşturduğunu belirten Duran, bunun sonra dinamik bir şekilde insanlara geri döndüğü bir iletişim alanıyla karşı karşıya olunduğunu söyledi.
Duran, “Gerçekten kimi zaman benliğimizi dijital olarak farklı bir şekilde kurduğumuz, o dijital benliğimizle bugünkü fiziksel olarak gördüğümüz benliğimiz arasındaki etkileşimin kontrolünün bizden başka bir yere doğru gidip gitmediğini sorgulamamız gereken bir yerdeyiz. O halde bunu sadece bir devlet güvenliği olarak da görmeyelim. Ben, bunu benlik güvenliği olarak da görüyorum.” diye konuştu.
Tercihlerin sadece güvenlik açısından değerlendirilemeyeceğini dile getiren Duran, insanlara bazen bedava sunulan hizmetlerin arkasında ne olduğunu ve bunun nerelere yönlendirdiğini artık daha çok sormak gerektiğini söyledi.
Kurumlar ve sektörler açısından yeni stratejiler geliştirirken, bütüncül ve çok disiplinli bir perspektiften bakmanın artık bir tercih değil, zorunluluk olduğuna işaret eden Duran, şunları kaydetti:
“Dünyanın bir ucundaki yeni bir gelişme, bölgesel ve küresel ekonomik dengeleri bazen birkaç ay, bazen birkaç gün ve hatta anlık olarak radikal bir şekilde değiştirebilmektedir. Bunun, uluslararası siyasi dengeleri, ittifak yapıları ve devletlerin birbiriyle ilişkilerini derinden sarstığını her gün yeniden yaşıyoruz. Rusya-Ukrayna Savaşı, ABD ve İsrail ile İran arasındaki savaş ve bununla birlikte birçok çatışma alanı…
Bunların kısa sürede biteceği beklenirken, bu savaşlar giderek dünyanın bir düzeni olduğu varsayılan yapısını değiştirdi. Çok kutupluluk dediğimiz yepyeni bir olgunun bizi nereye götüreceğini bilmediğimiz, sadece sıcak savaşların değil, bugün kullandığımız enerjinin fiyatından siber güvenliğe, iletişim alanına kadar birçok yapıyı değiştirdiği, dezenformasyon kampanyalarıyla hakikat algımızı hedef aldığı bir krizi bize getirdi. Bu açıdan aslında yaşananlar çoklu krizler halinde.”
Savaşların ortaya koyduğu yeni tehditler, SİHA teknolojisinin getirdiği yeni riskler olduğunu belirten Duran, savaşların mahiyetinin değiştiğinin görüldüğünü söyledi.
Türkiye’nin birçok boyutta ve farklı ihtimalleri de kapsayacak şekilde hazırlık yapmasının gerekliliğine işaret eden Duran, kırılganlıkların, belirsizliklerin ve devletlerin yeni dünyada daha güvenli bir şekilde konumlanma çabasının sonuçlarına dikkati çekti.
Bu tablonun, güvenlik kaygılarının, silahlanma yarışının ve güç siyasetinin ne kadar hakim hale geldiğinin de bir resmi olduğunu kaydeden Duran, dünya sisteminin yapısal dönüşümünün sadece savunma bütçeleriyle, güvenlik harcamalarıyla açıklanamayacağını vurguladı.
Duran, küresel üretim ağlarının entegrasyonunun, sürdürülebilir bağımsız enerji politikalarının, tedarik zincirlerinin, ulusal veri altyapılarının güvenliği, yüksek teknoloji kapasitesi gibi birçok unsurun ülkelerin egemenliklerini tahkim eden güç unsurları arasına girdiğini söyledi.
Bir ülkenin gücünü değerlendirirken, onun sadece askeri gücüne, yeraltı, yerüstü kaynaklarına, gayri safi güç hasılasının büyüklüğüne bakılmadığını belirten Duran, ülkelerin patent sayısına, teknolojiye ve küresel trendlere ne kadar yön verdiklerine, krizler karşısında ne derece dayanıklı olduklarına, uluslararası meselelerde diplomatik olarak nasıl bir ağırlığa sahip olduğuna da bakıldığını ifade etti.
Bu dönemin millet ve devlet adına en iyi şekilde geçirilmesi, risklerin bertaraf edilmesi, fırsatların değerlendirilmesi ve Türkiye’nin geleceği güvenle hazırlanması için çalıştıklarını vurgulayan Duran, “Türkiye gibi hem tarihsel hem de jeopolitik derinliğe sahip dinamik bir demografiye haiz bir ülke olarak dünya siyasetinde giderek etkimiz, ağırlığımız artıyor.” diye konuştu.
Türkiye gibi yükselen güç olarak tanımlanabilecek ülkelerin daha özerk hareket etme ve kendi milli önceliklerini her platformda daha cesur biçimde savunma arayışlarının uluslararası sistemin giderek en önemli parçalardan biri haline geldiğini belirten Duran, bu yeni olgunun Türkiye ile sınırlı olmadığını ancak Türkiye’nin bu yükselen güçlerin en önde gelenlerinden olduğunu söyledi.
Bunun “çok kutupluluk” olgusunu getirdiğini ifade eden Duran, şunları kaydetti:
“Bu çok kutupluluk nasıl bir dünyayla sonuçlanacak? Soğuk Savaş bittiğinde dünyada tek kutupluluğa geçildiği düşünülmüştü ama çok kısa sürdü. Peşinden gelen çok kutuplu dünyanın şimdi ne kadar karmaşık, ne kadar belirsiz olduğundan bahsettik. Ülkeler henüz çok kutupluluğu da yapısallaştıracak ölçüde kalıcı ittifaklar oluşturmuş değil. Birçok ülke kendi milli çıkarlarını önceleyerek, konusuna göre yakınlıklar geliştiriyor, ikili, üçlü ilişkiler geliştiriyor ve içinde bulunduğu uluslararası örgütlere de buna göre değer veriyor. Bu açıdan baktığımızda da henüz çok kutupluluğun nasıl olacağı, mekanizmasının ne olacağı belli değil. Soğuk Savaş döneminde çok daha net bir dünya vardı ama bugünkü dünya hem net değil hem de çok belirsizliklerle yüklü. Bu dünyada daha adil, daha eşitlikçi, daha barışçıl ve daha dengeli bir ortam arayan ülkelerden biriyiz.”
Duran, güç merkezlerinin çoğalmasının, yeni eksenlerin ortaya çıkmasının yeni imkanlar, yeni ekonomik fırsatlar da doğurduğuna işaret etti.
Türkiye’nin geçmişte olduğundan çok daha fazla yeni imkanlar elde edebilecek bir yerde olduğunun altını çizen Duran, “Türkiye’nin özellikle son 25 yılda ortaya koyduğu performansla, geliştirdiği kapasiteyle, üniversitelerimizden, havalimanlarımızdan, genç neslimizin büyük ve güçlü enerjisine kadar ortada büyük bir kapasitesi var. Cumhurbaşkanımızın ‘Dünya beşten büyüktür’ ya da ‘daha adil dünya mümkündür’ ideali çerçevesinde Türkiye’nin bir yükselen güç olmasına sizlerin katkılarıyla hepimizin emekleriyle ulaşacağımıza inanıyorum.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ”Birleşmiş Milletler’de reform gerektiği” konusundaki düşüncesini anımsatan Duran, bunun artık dünyada çok ciddi bir karşılık bulduğunu vurguladı.
“İlk seslendirildiğinde güçlü, onurlu, cesur bir ses olarak vardı ama bugün artık çok sayıda insan, çok sayıda lider tarafından paylaşılan ve stratejistler tarafından bunun nasıl yapılabileceği üzerine düşünülen bir gerçekliğe dönüştü.” diyen Duran, bunun, Türkiye’nin bazı krizleri önceden gören ve bunlara cevap veren jeopolitik konumuyla ve güçlü liderliğiyle yakından alakalı olduğunu ifade etti.
Duran, ASBÜ’nün hukuk, siyaset bilimi, iktisat, tarih, sosyoloji ve bütün diğer alanlarla çok disiplinli bir şekilde, “daha adil dünya” talebini gerçekleştirecek fikirleri üretmesi, çözüm önerilerini getirmesi gerektiğini dile getirdi.
Hiçbir ülkenin kendi algısını başka ülkelerin merhametine bırakabilecek bir noktada olmadığını vurgulayan Duran, hem kendini anlatmanın hem de bunu küresel anlamda bir etkiye dönüştürmenin önemine işaret etti.
Birçok ülkenin artık dezenformasyon ve iletişim alanındaki manipülasyonlara giderek daha fazla dikkat çektiğini aktaran Duran, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hem Türkiye olarak hem de Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak dezenformasyon konusunu önceliklerimizin birinci sırasına koyduk. Elimizdeki tüm imkan ve araçlarla ülkemizi ilgilendiren ya da ülkemizin ilgilendiği her konuda hakikati korumak için çaba sarf ediyoruz. Hakikate, gerçeğe ulaşmak kolay değil ama imkanlar dahilinde mümkün. Bunun için donanımlı olmak, kapasite geliştirmek gerekiyor ve bunu yapıyoruz. Dijital platformların ağırlık kazandığı iletişim ekosisteminde hakikatin muhafazası bu yönüyle bizim doğrudan bir milli güvenliğimiz, hatta stratejik bir varoluş meselemiz haline gelmiştir.
Dezenformasyon, manipülasyon, kurgu ürünü, sahte haberler, yapay zeka ile üretilmiş deepfake bot ağları gibi yanıltıcı içerikler, bunlar artık bir medya problemi değil. Bunlar demokratik süreçleri zehirleyen, vatandaşların kamu kurumlarına duyduğu güveni sarsmayı hedefleyen, kriz anlarında toplumsal dayanışmayı ve fay hatlarını kırmayı amaçlayan, kriz yönetimini sekteye uğratan, ülkenin uluslararası itibarını zedelebilen son derece asimetrik ve ciddi güvenlik tehditleridir.”
Bilgi kirliliği ve dezenformasyonla mücadeleyi geniş bir kapsamda gördüklerini ve bunun için kapasite geliştirdiklerini bildiren Duran, reaktif bir yapı olmak yerine İletişim Başkanlığı’nda değişen dünyayı, trendleri ve gelişmeleri önceden öngörmeye, potansiyel riskleri analiz edip gerekli önlemleri almaya çalıştıklarını belirtti.
Planlı, öngörülebilir ve proaktif bir iletişim yaklaşımını benimsediklerini vurgulayan Duran, “Dezenformasyonla mücadele mekanizmalarımızla, uluslararası yayıncılık faaliyetlerimizle, kamu diplomasi projelerimizle, stratejik iletişim çalışmalarımızla hep Türkiye’nin dünyadaki algısına, iletişimine katkı vermeye çabalıyoruz. Stratejik iletişim ve kamu diplomasi faaliyetlerimizle Türkiye’nin dünyada meydana gelen krizler ve gelişmeler karşısındaki yaklaşımını kendi tarihi ve medeniyet birikimi çerçevesinde, insanı merkeze alan dış politika anlayışıyla gerçekleştirmeye çalışıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’de dezenformasyonla mücadele ve iletişim alanındaki gelişmelere bakıldığında doğruluğun bağlamından koparılmadan eksiksiz biçimde anlatılmasının çok değerli olduğunu düşündüklerini dile getiren Duran, sosyal medya alanının karmaşık ve çoklu bir girişe sahip olduğunu belirtti.
Sosyal medyanın, herkesin her iddiasını, her hakaretini ortaya attığı bir çöplük olmadığına işaret eden Duran, sosyal medyanın ve iletişim alanının özgür ve çoğulcu bir kamusal tartışma ortamı olarak korunması için herkesin birlikte çalışması gerektiğini vurguladı.
Duran, enformasyonun baş döndürücü bir hızla çoğaldığı, hakikat ile algı arasında sınırın zaman zaman bulanıklaştığı bir çağda yaşandığına dikkati çekerek, böyle bir dünyada insanın yolunu bulabilmesi için sağlam bir pusulaya ihtiyacı olduğunu söyledi.
İletişim Başkanı Duran, şunları kaydetti:
“Bu pusulanın yönünü belirleyen, sahip olduğumuz değerlerdir. Medeniyetimizden, kültürümüzden getirdiğimiz ilkelerdir, kazanımlardır. Üniversite, insanın dünyaya nasıl bakacağı, hangi sorunların peşinden gideceği ve bilgisini kimin yararına kullanacağı bir irfan ocağıysa, o zaman sizlerden istirhamım, üniversite yıllarınız boyunca beş emaneti zihninizde ve gönlünüzde taşımanızdır. Birincisi, hakikate sadakat. İkincisi, insana merhamet. Üçüncüsü, çalışmada sebat ve mesuliyet.
Dördüncüsü, estetik ve kültür bilinci. Beşincisi, geçmişe vefa ve geleceğe inanç. Sevgili gençler, hakikatin izinden ayrılmayın. Kalabalıkların alkışı geçicidir. Halbuki ilmin ve vicdanın sesi kalıcıdır. Sorgulamaktan, araştırmaktan, gerektiğinde herkesin sustuğu yerde doğruyu söylemekten çekinmeyin. Yalanın kolayca dolaşıma girdiği bir ortamda doğruluğu savunmak bazen cesaret ister. O cesareti ilminizden ve vicdanınızdan alın.”


YEREL HABER
14 Ekim 2026GÜNCEL
14 Ekim 2026GÜNCEL
14 Ekim 2026GÜNCEL
14 Ekim 2026GÜNCEL
14 Ekim 2026GÜNCEL
14 Ekim 2026GÜNCEL
14 Ekim 2026GÜNCEL
14 Ekim 2026GÜNCEL
14 Ekim 2026GÜNCEL
14 Ekim 2026