DOLAR

49,7308

0,17%
EURO

55,7680

-0,05%
ALTIN(gr)

6.432,83

0,14%
BİST 100

10927.29

0,14%
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Milli İstihbarat Akademisi tarafından hazırlanan raporda; İsrail’in yayılmacılık politikalarının tarihsel, teolojik, siyasi ve askeri temelleri analiz edildi. Çalışmada, Tel Aviv yönetiminin bölgesel hegemonya arayışı, ABD desteğinin belirleyici rolü, İsrail’in askeri kapasitesinin sınırları ve tüm bu tablonun Türkiye açısından doğurduğu riskler ile stratejik adımlar detaylandırıldı.

Raporun ön sözünü kaleme alan Milli İstihbarat Akademisi Başkanı Prof. Dr. Talha Köse, İsrail’in Gazze’de soykırıma varan eylemlerinin, Batı Şeria’daki fiili ilhakının ve Lübnan ile Suriye’ye uzanan saldırganlığının küresel ölçekte bir güvenlik krizine yol açtığına dikkat çekti.

İsrail’in Doğu Akdeniz’den Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu’na kadar genişleme arayışında olduğunu belirten Köse, iki devletli çözümün fiilen çıkmaza sürüklendiğini ifade etti. Türkiye ile İsrail’in güvenlik paradigmaları arasındaki temel farkı ortaya koyan Köse, şu değerlendirmede bulundu;

Türkiye’nin güvenlik anlayışı; bölge devletlerinin egemenliğinin, toprak bütünlüğünün ve kurumsal kapasitelerinin güçlenmesine dayanmaktadır. İsrail ise kendi güvenliğini, çevresindeki aktörlerin zayıf, parçalı ve dış müdahalelere açık kalması üzerine inşa etmektedir.

“Yayılmacılık devlet politikası haline geldi, Gazze’de soykırıma evrildi”

Raporda, İsrail’in yayılmacı emellerini teolojik argümanlarla meşrulaştırmaya çalıştığı, siyasetin çeperinde yer alan radikal sağ ve fanatik yerleşimci hareketlerin artık devlet mekanizmalarının ve bürokrasinin merkezine yerleştiği belirtildi.

Yayılmacılığın yalnızca mevcut hükümetle sınırlı olmadığı, yasal ve kurumsal düzenlemelerle kalıcı bir devlet politikasına dönüştürüldüğü vurgulanan raporda; olası bir hükümet değişikliğinin dahi bu stratejiyi tek başına sona erdirmeye yetmeyebileceğinin altı çizildi. Ayrıca 7 Ekim sonrasındaki sürecin, İsrail’in uzun vadeli stratejisinde kritik bir kırılma yaratarak işgal politikasını “Gazze’de soykırıma dönüşen yeni bir aşamaya” taşıdığı kaydedildi.

İsrail’in ABD bağımlılığı ve askeri sınırları

İsrail’in sahip olduğu ileri teknoloji ve askeri gücün uzak coğrafyalarda operasyon yapmasına imkan tanıdığı ancak uzun süreli ve yüksek yoğunluklu bir savaşı tek başına sürdürmeye yetmediği tespiti yapıldı.

İsrail-İran geriliminin, Tel Aviv’in ABD’ye olan yapısal askeri bağımlılığını gözler önüne serdiği belirtilen raporda, bu desteğin geleceğine dair önemli bir uyarıya yer verildi: Gazze’deki soykırımın, özellikle ABD’deki genç kuşaklarda yol açtığı derin tepkilerin, Washington’ın İsrail’e koşulsuz desteğinin sürdürülebilirliği açısından ciddi soru işaretleri doğurduğu aktarıldı.
Raporda ayrıca, İsrail’in askeri üstünlüğünün taktiksel ve kısa vadeli kazanımlar sağlasa da kalıcı bir bölgesel hegemonyaya dönüşemeyeceği; aksine bölge aktörlerini alternatif güvenlik işbirliklerine iteceği ifade edildi.

İsrail yayılmacılığına karşı stratejik kalkan: Terörsüz bölge

Raporun Türkiye ve bölge güvenliğine ayrılan bölümünde ise dikkat çekici stratejik öneriler yer aldı. İsrail’in müdahale alanını genişletmek için bölgedeki toplumsal, etnik ve mezhepsel kırılganlıkları araçsallaştırdığı vurgulandı.

Bu çerçevede, Türkiye’nin öncülük ettiği “Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge” vizyonunun hayati bir stratejik dayanıklılık unsuru olduğuna dikkat çekilerek şu ifadelere yer verildi:

“Terörsüz Bölge süreci; Türk, Kürt ve Arap toplumları arasındaki tarihsel ve toplumsal bağları tahkim eden en büyük stratejik dayanıklılıktır. Bu süreç, dış aktörlerin etnik farklılıkları ve güvenlik boşluklarını birer müdahale aparatına dönüştürmesini engelleyecek, bölge devletlerinin egemenlik kapasitesini güçlendirecektir.”

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP